Hocam Nedir Bu Çektiklerimiz? Suçumuz İman Etmiş Olmak mı?

SORU:

Ben çok kısa soracağım ama lütfen siz uzun cevap verin. Aklım duracak diye korkar oldum. Nedir Müslümanlar olarak çektiklerimiz? Bütün belalar, kötüler, komplolar bizi buluyor. İman etmeyenler keyiflerine keyif katılıyor. Suçumuz iman etmek mi yoksa bir bilmediğimiz mi var? Bu sorumu kendi adıma da soruyorum bütün Müslümanlar adına da soruyorum.

CEVAP: 

Değerli kardeşim,

‘Bir bilmediğiniz’ demeyeceğim ama ‘idrak edemediğiniz var’ diyeceğim size. Mü’min olmayı, Muhammed aleyhisselama ümmet olmayı, bir derneğe üye olmak ve üye olduğu için de bazı mağzalardan indirim hakkını elde etmek gibi anlayan neslin, sözünü ettiğimiz bu idraki yakalaması zorlaşmaktadır. Mü’miniz elhamdülillah. Muhammed aleyhisselam’ın ümmetiyiz elhamdülillah. Bu iki inancın da bir bedeli vardır. Bu bedel, hayatı imtihan için yaşamaya hazır olmaktır. Doğumdan ölüme kadar hayatımızın bütününü imtihan içinde ve imtihanı kazanmak için cihat kalitesinde yaşamak zorundayız. Tek başına alındığında bir mü’min bunun için sıkıntılar içinde yaşayır olabilir. Muhammed aleyhisselamın ümmeti de bunun için sıkıntıları bitmez bir ümmet olur. Bütün insanlığın yükünü çekmek için var edilmiş bir ümmet gerçeği ile yaşayabildiği kadar yaşayıp ölünce de direk cennete gideceğini hayal eden ümmet arasında fark olmaz mı, ne dersiniz?

Belaların ve iç/dış sıkıntıların varlığı hatta yoğunluğu tartışılamaz bir gerçektir. Bunu konuşmanın gereği yoktur. Konuşmamızın gerektiği hatta şart olduğu asıl hakikat ise bizim, taştan su, ottan süt çıkarmak için var olduğumuz gerçeği değil midir? Boş dert saymanlığını bitirip asıl var olma gerekçemiz düzeyinde konuşmamız şart oldu. Geciktik bile bu gerçekleri haykırmaya.

Değerli kardeşim,

Şimdi sizinle hızlı bir şekilde, neden bu olanları engelleyemiyoruzu konuşalım ama öncesinde büyük bir gerçeği Peygamber aleyhisselamın dilinden tespit edelim:

Bela istemeyiz, belanın peşinden koşmayız. Gelen ile mücadele edip sabretmesini biliriz. Farkımız budur.

Şimdi beyinlerde fırtına gibi esip duran ‘neden?’ sorularının cevabını ele alabiliriz:

1- Biz kuluz. Rabbimiz ise Allah’tır. Şu yaşadığımız hayatta ne olup bitiyorsa her şey onun istemesi ve emretmesi ile oluyor. O yapacak, biz kulları olarak yaptığında rolümüzü oynayacağız. En büyük rolümüz belki de yegâne rolümüz kulluktur. Biz onun kullarıyız. Kulluğumuz ise ibadet gerektiğinde ibadettir, sabır gerektiğinde sabırdır, cihat gerektiğinde cihattır, şehadet gerektiğinde şehadettir. Bu kulluk sürecini ne denli benimseyip ne denli de baştan savdığımız yaşadığımız olaylara karşı sergilediğimiz tavrımızla ortaya çıkacaktır. Bir gün, Hacc suresinin on birinci ayetinin tefsirini okuyun. Orada Allah Teâlâ, bazı kullarının kulluğunu bizim deyimimizle pamuk ipliği ile tuttuğunu, ilk riskle beraber bırakıp gittiğini bize anlatarak nasıl sebat etmemiz gerektiğini önümüze koyuyor. Kısacası şudur mesele: O Allah’tır biz de kuluz. Her şey onun elinde ve iradesindedir. Biz de onun kullarıyız. Bizimle ilgili yaptıklarında itirazımız olamaz. Beşer olarak dik durmak, belaların dışında kalmak için yapabileceklerimizi yaparız, gerisini de ona bırakarız.

2- Bu ümmet, bir kasaba ümmeti değildir. Ortadoğu ümmeti de değildir. Bütün kâinatı kuşatan/kuşatması gereken bir ümmetiz. Mekke’de doğduk ama yaşama alanımız bütün kâinat olacak sonunda. On asır, elli asır her ne kadar sürecekse bu müddet sonunda bütün kâinat bu ümmetin olacaktır. Bu denli büyük bir dönüşüm için ise beş asır çok görülmemesi gereken bir zamandır. Hatta yirmi asır bile çok değildir. Dünyanın binlerce yıllık küflerini gidermek için varız biz. Elbette, müslüman olmayı sadece ‘iman edip, namaz kılıp cennete girmek’ ile sınırlı tutanlar için bunlar anlaşılır şeyler değildir.

3- Karşılaştığımız olaylar, içinde bulunduğumuz dertler ümmet olarak Allah’a karşı günahlarımızı, insan olarak işletme hatalarımızı öğrenip doğru olana yönelme vesilemiz olur. Fert olarak bakıldığında bu dönüşüm bir iki günde oluşur ama büyük bir ümmet çapında bakıldığında uzun yıllar gerekebilir.

Günahlardan ve hatalardan dönüşün sağlanması, onların sevaba tahvil edilmesi için bu süreç şarttır.

İnsanların Allah’a giderken beşeri mantık gütmek gibi hataları ancak uzun bir süreçte yaşanacak derslerle idrak edilebilir. Bu süreçte de ağır darbeler gelebilir, sıkıntıların biri gidip biri gelebilir. Sonunda kazanan olduğunu bilen mü’min sıkıntılarını dert etmez.

4- Yaşanan sıkıntılar aynı zamanda kimin içinin ne olduğunu da gösteren bir röntgen gibidir. Bize göre iyi olan pek çok kişi ve olay zamanla kötü olabilmiştir. İnsanların eğitilmesi, toplumların ıslah edilmesi bu tür olaylarla mümkün olacaksa, Allah da zahiri yapıda bunu bize göstermeyi murat etmiş olabilir.

5- Çekilen sıkıntılar esasen dünyanın aslının ne olduğunu da göstermesi bakımından bir manada nimettir. Tapınılmaya layık olmadığı, uğruna cennetin feda edilemeyeceği bir yer olduğu ancak sıkıntılı yüzü görüldüğünde anlaşılabilmektedir. İnsan olarak zayıf ve aciz olduğumuzu ancak bu ayrıntılardan sonra anlayabiliyor ve Rabbimize yönelebiliyorsak olaylar ve sıkıntılar bizim için esasen nimet demektir. Aksi takdirde dünya, zaman içinde bizi kendisine doğru çeker, yer çekimi gibi dünya çekimi de bizi eritebilir.

6- Dünyadaki bu sıkıntılardan sonra cennete kavuşmak cennetin değerine değer katar.

Asıl diyarımızın cennet olduğunu, sahibimizin Allah olduğunu ve çektiklerimizin bize kazanca dönüşeceğini bildikten sonra çok şey bildik demektir. O bildiğimiz de bizi hedefimize götürür biiznillah.

Selamünaleyküm.
Nureddin YILDIZ
fb.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz
instagram.com/nureddinyildiz

Site Footer